19 Mayıs 2011 Perşembe

Sevgi hakkındaki yalanlar


İnsanlara hep diyorum ya sevgi bazen her şeye yetmiyor diye..Avutmak değil amacım gerçekten öyle olduğunu bildiğimden yaşadığımdan, inandığımdan.Bulunduğum yerlerden farklı yerlerde olmayı, yaşadıklarımdan farklı şeyler yaşamayı dilerdim.Sevginin yettiği bir hayatım olabilirdi.İçten, gözü kara bir sevgiden bu kadar uzakta yaşayınca insan güçlü,cesaretli durmayı öğreniyor bir şekilde ancak içerdeki güvensizliği, yeteneksizliği, kırılganlığı fark etmek zorlaşıyor.Onların ilacının sevgi olduğuna inanmaya başlıyorsun ve o sevgiyi arıyorsun..Bulamadığında da suçladığın şey sevgi oluyor dolayısıyla, söylenip duruyorsun sevgi aslında her şeye yetmiyor diye.Ulaşamadığın ete mundar diyorsun yani.
Diğer bir yandan da belki de en çok yaraları en sevdiklerimiz sayesinde alıyoruzdur.Yüreğine bir şey tıkanıyor ve o tıkanıklıkla hayatı geçirmeye çalışıyorsun.Nefesin azalıyor, yaraların artıyor nefessizlikten.Belki de mutlu olmanın en başarılı yolu kendinle kalmaktır. Bu düşünceyi ilk duyduğumda kabullenememiştim, kendi hayatım için asla düşünememiştim böyle bir şeyi.Düşünenlere kendi içimde “Nasıl kendine bir şans tanımaz”diye de kızmıştım.Belki de o şansı daha önce tanıyıp, sonrasından bundan dersler çıkarıp çıkardığı dersleri kullanmıştır hayatında.Bense içimdeki saçma inançlarla yaralanmaya hep devam etmedim mi bugüne kadar.Sezarın hakkı sezera..Belki ki sevginin bir halta yaradığı yok, hayatımdaki HER TÜRLÜ  ilişkide hem de.Kimseyi sevmeden  ama yara almadan kendince yaşamak..Gerekli olan bu..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

.?


Düşünmeden konusuca yazmak istiyorum.Artık tepkilerime hâkim olamıyor, duygularımı kontrol edemiyorum.İçimden gelen her tepkiyi iletiveriyorum düşünmeden.Sonra da korkutup, kaçırıp, bunaltıyorum insanları.Belki de bundandır yalnız kalışım.Bir ağlasam rahatlayacağım aslında.Acımı kusp nefes alacağım, içimi boşaltıp yoluma devam edeceğim.Her yeni olumsuzlukta kullanmaya başladığım motive cümlem olmaya başladı bu da; “yoluma devam edeceğim”..Acaba izlediğim bir yolum var mı benim ya da yarattığım başka bir yolum.Bu yollar için ürettiğim inancım ya da herhangi bir şeye ürettiğim inancım..
Yazılarım bir söylem olmaktan çıkıyor gitgide.Sürekli soru sorar oldum.Sorduğum soruları yanıt olarak kullanmaya başladım.Bir yandan da yanıtlarım sorulaştı.Kısır döngü içine kısıldıkça da kısılıyorum böylece..
İkinci kez ağlayamıyorum hayatımda.İlki en yakınımı kaybettiğime inanmama hâlimdi.Kabullenememe durumu bir nevi.Onun acısı iki sene sonra çıkabilmişti.Semaver sayesinde(bkz. Sait Faik Abasıyanık).Bir kaç cümleyle akıtmıştım içimdekileri ve kabulleniş o an gerçekleşmişti.Şimdi ise cümlelerle başlattığım bir kabullenememe durumu yaşıyorum dolayısıyla ağlayamıyorum.Bu sebeptendir ki sürekli konuşuyorum.Şu anki çözümünse cümleler olmadığı açık.Acaba sorularla mı ağlayacağım…

13 Mayıs 2011 Cuma

Dilemmalarla hayat

Kalabalık içinde yalnız hissedebilir insan, acının kendisini sevebilir ya da komedi filmde ağlayabilir, korku filminde gülebilir, trajedide korkabilir.Hayatın tadı böyle ironilerle ve/veya dilemmalarla kaçabilir.Uyumlar bulunup sonradan keyfi çıkarılabilir.Ama bir şekilde yaşayamadıkların varsa, onların acısı unutulmaz ve hayata herhangi bir dilemma dahil edilerek de hayat yoluna devam etmez, edilmez.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Manifesto adına hayata dair…

Söyleyecek sözlerimin olması istendi..Peki gerçekten söyleyecek bir sözüm var mı bilemem.Gerçi her zaman söylenecek bir söz vardır ama her zaman insan bir söylemde bulunabilir mi bunu da bilemem.. Fazla bilinmezliklerle başladı bu yazı. Bilinmezlikler dolu olan sadece bu yazının başı mı peki? Cevabın hayır olduğu gün gibi ortada. Yine de cevabının hayır olduğu bir soruyu sorup üstüne kendine kendine hayır cevabını verebilmek büyük cesaret isteyen bir iştir. Ancak günümüz toplumlarında cesaretle olayların içine girmek,  bir şeyler hakkında içinden gelen sözü söyleyebilmek, insanlara karışabilmek zorlaştı, gittikçe de zorlaşıyor.Bunun nedenleri hakkında bir şeyler söylemek gerekirse bol miktarda madde çıkabilir ancak özellikle değinmek istediğim nokta aileler ve ailelerin çocuk yetiştirmesi hakkında.Günümüz toplumlarının ebeveynleri geçmişte yaptıkları muhalefet hareketlere karşı fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kaldıklarından şu an çocukları/gençleri yetiştirirken fazlaca korumacı ve tedirgin davranmaktadırlar.Bu hareket çocukların hazır, çaba harcamadan bir şeyler elde edebildiği rahat bir hayat yaşamalarına da neden olmaktadır.Bundan ötürü yetişen yeni toplum hazır tüketime alışmış, üretim yapmayı bilmeyen, bir şeyler üzerine düşünmeyen,muhalefet olmayı bilmeyip her şeyi kabullenen, hayata karışmayan,hayatın tadını çıkarmaktan korkan, insanlara karışmayı tercih etmeyen, kendi dünyalarında yaşayan insanlar oluyor.Bu durum bir toplumun yapısını kendi içine kapanıklaştırdığından, yeni mimari gereksinimler, oluşan yeni yapılaşma ve projeler dış dünyadan izole bir hâl alıyor.Bizler yeni yetişen mimarlar olarak yapacağımız işlerde kullanıcı gereksinimlerini kritize edip, olanların verimli olmayacak sonuçları da doğurabileceğini fark edip bu doğrultuda  önlemler almamız gerekmektedir.Belki de toplumun yeni aile yapısının taşlarını bile yapacağımız işlerle düzeltebiliriz eğer bunun üzerine yoğunlaşıp, çözüm arayışına girmek istersek..

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı